| | Üretsiz Blog oluştur

drbilal

Böbrek Yetmezliği

BÖBREK YETMEZLİĞİ

 

Böbreğin, işlevlerinden bir bölümünü ya da tümünü yerine getiremez duruma gelmesi. Böbrek yetmezliği akut ya da kronik tipte olabilir.
Akut böbrek yetmezliğinde, vücuttan atılan idrar miktarı azalır; kandaki azotlu madde, potasyum, sülfat ve fosfat düzeyi olağanüstü yükselirken, sodyum, kalsiyum ve karbon dioksit düzeyi olağanın çok altına düşer. Genellikle hasta altı haftada ya da daha kısa sürede iyileşir. Böbrek yetmezliğinin başlıca nedenleri, böbrek borucuklarının ilaçlarla ya da karbon tetraklorür, aseton, etilen glikol gibi organik çözücülerle yıkıma uğraması; cıva, kurşun ve uranyum bileşiklerinin dokulara yerleşmesi; aşırı kan kaybına ya da kan basıncının yükselmesine yol açan ağır yaralanmalar ya da ameliyatlar; ağır yanıklar ve kan nakli uyuşmazlığıdır. Böbreğin kabuk bölgesini yıkıma uğratan hastalıklar, bakterilerden ileri gelen ağır böbrek hastalıkları, böbreğin iç bölgesini yıkıma uğratan şeker hastalığı, böbreklerde aşırı miktarda kalsiyum tuzlarının birikmesi de böbrek yetmezliği ne yol açabilir. Karaciğer hastalıkları, böbrek atardamarlarının ve idrar yollarının tıkanması ise genellikle akut böbrek yetmezliğine, ender olarak da belirti vermeden gelişen kronik böbrek yetmezliğine neden olur. Böbrek yetmezliği, zamanla kalp yetmezliği, akciğer ödemi ve vücutta aşırı potasyum birikmesi gibi ikincil bozukluklara yol açabilir.
Kronik böbrek yetmezliği genellikle uzun süren bir böbrek hastalığının sonucudur. Bu hastalıkta kanın asitliği artar, kemiklerde kalsiyum kaybı ve sinir hücrelerinde yozlaşma görülebilir.
Kronik böbrek yetmezliğinde, böbrekler çalışma kapasitelerinin yüzde 90'ını yitirinceye değin, hasta yaşamını sürdürebilir. Böbreğin büyük bir bölümü çalışamaz duruma geldiğinde, geri kalan sağlam bölüm bu açığı karşılamak üzere etkinliğini artırır. Hatta böbreklerden biri alındığında, öbür böbrek bütün yükü karşılayabilmek için hem irileşir, hem de daha çok çalışır. Her iki böbrekte de yetmezlik söz konusu olduğunda, genellikle hastaya diyaliz yapmak üzere yapay böbreğe başvurmak gerekir. Haftada iki üç kez, yaklaşık 12 saat kadar uygulanan yapay böbrek tedavisi, bir iki ay içinde böbrek yetmezliğinin bütün tehlikeli belirtilerini yok edebilir. Daha hafif yetmezliklerde ise bu makine, böbrek dokusunun dinlenmesine ve kendi kendini onarmasına yardımcı olur. Diyaliz tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ise böbrek nakli düşünülebilir.


(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler;böbrek tedavisi, kronik böbrek yetmezliği, böbrek yetmezliği tedavisi)

Bel Fıtığı

BEL FITIĞI

Beş omur ve omurlar arası diskler ile birlikte sakrum (sağrı kemiği) üzerinde yerleşen bel bölgesi, omurganın boyundan sonraki en hareketli bölgesidir. Beldeki hareketin büyük çoğunluğunu 4. ve 5. bel omurları ile 5. bel omuru ile sakrum kemiği arasındaki eklemler oluşturur. Omurlar arasındaki diskler içi jelatinimsi kıvamlı bir sıvı dış kısmı ise fibrotik bantlardan oluşan liflerden oluşur. Tekrarlayan hareketler, aşırı zorlanmalar, duruş bozuklukları, ve uygun olmayan pozisyonlarda yapılan fiziksel aktiviteler dış kısımdaki anulus fibrozis adı verilen kuşakta yırtılmalara yol açar, yırtılma anulusun iç liflerinden başlayarak dışarıya doğru uzanır. Bunun sonucunda jelatinöz sıvı madde dışarıya doğru fıtıklaşır ve o bölgedeki bağları zorlar etraftaki dokulara baskı yapar. Hastalık daha da ilerleyince bacağa giden siyatik sinirini sıkıştırır, daha çok genç ve orta yaşlarda görülür. İleri yaşlarda ise bel kireçlenmesi ile birlikte görülür.

 

Belirtileri nelerdir?
Bel fıtığının en önemli belirtisi bel ve bacak ağrısıdır. Başlangıçta belde yerleşik olan ağrı daha sonra bacağa yayılır. Genellikle tek taraflıdır. Taraf değiştirebilir veya iki taraflı olabilir. Bazen hastalar yalnızca bacak ağrısı ile gelir. Ani bir zorlanma yada ters hareket yoksa ağrı daha önce birkaç defa tekrarlamıştır, tedaviyle yada tedavisiz düzelmiştir. Hastada ayrıca bacakta uyuşma, bel hareketlerinde kısıtlanma görülür. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme, ağrıyı arttırır. Skolyoz adı verilen belin bir tarafa doğru eğilmesi sık rastlanan bir bulgudur.Ağrı hafif, orta veya şiddetli olabilir. İleri vakalarda bacak kaslarında erime, incelme, bacakta üşüme olabilir. Çok nadiren bacaklarda özellikle iç taraflarda (iki taraf) his kusuru ve idrar yapamama veya idrar kaçırma görülür. Bu durumda hasta acilen ameliyata sevk edilmelidir.

 

Teşhis nasıl konur?
Çoğu vakada hastanın görünümü, hastanın ifadesi, basit bir muayene kesin teşhis koydurur. Ancak hastalığın şeklini belirlemek ve diğer hastalıklardan ayırt etmek için laboratuvar tetkikleri, düz röntgen, tomografi, MR gerekebilir.

 

Bel fıtığından korunmak mümkün müdür ?
İyi bir kas yapısı, kaslar arasında denge duruş eğitimi ve riskli hareketlerden kaçınma bel fıtığından korunmada kısmen yardımcıdır. Esas önemli olan bir kez bel ağrısı olan kişide bunun tekrarlarının önlenmesidir.

 

Bel fıtığının tedavisi nasıldır ?
Kısa süreli yatak istirahati, hastanın en rahat ettiği pozisyonda ve iyi bir yatakta olmalıdır. Yatak sert ve düzgün olmalı vücut ağırlığı ile çökmemelidir. Sırtüstü uzanıp bacakların altına yastık koymak en iyi dinlenme şeklidir. Ayrıca baldır bir koltuk üzerine konur ve sırt üstü yatarak dinlenmek mümkündür.
Ağrı kesici, kas gevşetici, ilaçlar faydalıdır. Kronikleşmiş hastalarda antidepresan ilaç kullanılmalıdır. Ani başlayan bel ve bacak ağrısında en iyi tedavi epidural yoldan yapılacak lokal anestezik ve steroid karışımı ilaçların verilmesidir. Bu tedavi ilk iki hafta içindeki hastalarda çok etkilidir. Fonksiyonel skolyoz (omurganın yana eğriliği) varsa korseleme gerekebilir. Korse kullanımı uzun süreli olmamalıdır.
Yüzeysel ve derin ısıtıcılar, düşük frekanslı akımlar ve traksiyonla uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaların büyük çoğunluğunda şikayetlerin geçmesine yardımcı olur.
Bütün hastalara bel koruma prensipleri ve hastalığın aşamasına göre egzersizler gösterilmelidir. Birkaç kür yapılan tıbbi ve fizik tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar, kuvvet kaybı ilerleyici olanlar, görüntüleme yöntemleri ile çok büyük fıtığı olanlar cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Hastaların büyük çoğunluğunda 4-6 hafta içinde iyileşme sağlanır. Yapılan bütün tedavilere rağmen kronik ağrılı hasta oranı oldukça yüksektir.

Egzama

EGZAMA

 

EGZAMA TEDAVİSİ

 

 

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve çeşitli görünümde olabilen kaşıntılı deri hastalığı. Başlıca özelliği, kızarık deri üzerinde beliren kabarcıklardır. Egzama deri hastalıklarının en sık görülenidir. Şekilleri ne olursa olsun, üst deride dokusal bir birime her zaman rastlanır. Malphigi mukoza cisimcikleri oluşan sıvıyı emer, hücreleri birbirinden ayırır, sonra desmozomlarda hücreleri birleştiren bağlantıları koparır ve üst derinin içinde kabarcık oluşmasına yol açar. Böylece egzama birçok evreden geçer. Kızarıklık, kabarcıklanma, akıntı, parlaklık ve pullanma.
Fakat bu evrelerin hepsi birden bulunmayabilir, çoğu zaman bunlardan biri üstün durumdadır. Egzama akut olabileceği gibi (genellikle akıntılı ve çok kaşıntılı) süreğen de olabilir (o zaman daha çok kızarık ve pullu, zaman zaman kabarcıklı ve değişik şiddette kaşıntılı).
Yer yer madeni para biçiminde olabileceği gibi yaygında olabilir. Bazı yerleşim bölgeleri karakteristiktir. Ellerde disitroz görünümündedir. Memelerdeki egzama her zaman çift taraflıdır ve çoğu zaman bir yuz belirtisidir. Memede , bir yanda egzamaya benzer bir deri hastalığı görüldüğünde paget deri hastalığı akla gelmelidir (kanser hastalığı).
Genellikle iki tip egzama vardır: yapısal egzama (atopi egzaması) ve edinsel egzama. Edinsel egzamaya bir iç etmene karşı duyarlılıktan (nispeten ender rastlanır, çünkü iç etmenlerden doğan deri hastalıkları çoğunlukla kurdeşen biçiminde ortaya çıkar) ya da bir dış etmene karşı duyarlılıktan ileri gelir. Aslında ayrım kesin değildir, çünkü temas egzamasının ortaya çıkması için genellikle önceden hazırlıklı bir bünye gereklidir.
Atopi egzaması genellikle meme çocuklarında görülen egzama tipidir. 3 aylığa doğru ortaya çıkar ve ilk olarak yüzden başlar. Evrimi belirsizdir. 2 yada 7 yaşlarında kesin olarak iyileşebildiği gibi, büyük çocukta ve yetişkinde yavaş yavaş süreğen hale de gelebilir. Bazen astım gibi başka alerjik hastalıklar buna eşlik edebilir.
Egzama, zamansız uygulanan bir ilaç yüzünden de ortaya çıkabilir (kükürt, civa, antihistaminikler, sülfamtiler, penisilin v.b. ile yapılmış tozlar veya merhemler).
Ev kadınlarında görülen egzama ( el egzaması) çamaşır suyundaki potasyum bikromata, çeşitli çamaşır sularına, hatta lastik eldivenlere bağlıdır.
En sık görülen temas egzamalarından biri kozmetiklerden ve saç boyasından ileri gelir. 'Güzellik müstahzarları' , özellikle kokulu oldukları zaman, sayısız yüz egzamalarına neden olabilirler. Tırnak cilasının bu alanda özel bir yeri vardır, tırnaklarda egzama yapmaz, ama gözkapaklarında yapar.
Giysilerin yaptığı egzamalar genellikle kauçuktan ve sentetik dokumalardan ileri gelir. Boyundaki egzama çoğunlukla yüksek yakalı hırka giyilmesinden ileri gelir. Ayak egzaması ayakkabılardan ileri gelebilir. Madenler bir temas egzamasına neden olabilir. Deri testleri bazen temas egzamasının nedenini ortaya çıkarabilir.
Enfeksiyon egzamaları mikrop yada mantar kökenlidir. Ama enfeksiyonmu egzamaya neden olmuştur, yoksa enfeksiyon mikrop kapan egzamanınmı sonucudur, kestirmek zordur.

(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; egzema, egzama hastalığı, egzama tedavisi, egzama için, egzama tedavi, egzama ve tedavisi, egzamaya, egzamanın tedavisi)

Sedef Hastalığı

SEDEF HASTALIĞI

 

SEDEF HASTALIĞI TEDAVİSİ

 


Beyaz kalın pullarla kaplı kırmızı plaklarla belirgin deri hastalığı. Sedef hastalığı çok yaygın (nüfusun %2 ila 3'ünde görülür), tehlikesiz ama süreğenliği ve nüksetmesiyle can sıkıcı bir deri hastalığıdır. nedeni belli değildir. Bazen ailevi bir etmen (sedef hastalığı olgularının %20'si doğrudan ya da yan akrabalarda gmrülür) ya da ruhsal bir etmen rol oynar (ruhsal gerilim, stres, korku vb).
Sedef hastalığı kırmızı plakların ve pulların büyüklüğüne göre çeşitli görünümler alır:damla biçiminde sedef hastalığı, para biçiminde sedef hastalığı.Sedef hastalığı çoğu zaman iğri büğrü kenarlı geniş plaklardan oluşur. Buna yaygın sedef hastalığı denir. Sedef hastalığı bütün vücuda yayılabilir, ama bakışımlı olarak dirseklerde, dizkapaklarında ve kuyruksokumu bölgesinde daha çok görülür. Bir sıyrık ya da bir batma noktasında belirebilir. Ekrem kıvrımlarında görülen sedef hastalığı suludur ve intertrigo görünümündedir; el ayası ve tabandaki sedef hastalığı çoğunlukla irinli kabarcıklar halindedir. saçlı deride ve tırnaklarda da sedef hastalığına rastlanır. Teşhis, pulların sistematik olarak kaşınmasıyla ve bunun arkasından gelen kanama noktalarının belirmesiyle doğrulanır.
Sedef hastalığının evrimini önceden bilmenin olanağı yoktur. Hastalık birbirini kovalayan nöbetler halinde nüksedebildiği gibi kısa ya da uzun iyileşme sürelerinden sonra da nüksedebilir. ihtilatları nadirdir. Çok kez zamansız bir tedavinin arkasından ortaya çıkan eritrodermiden başka, en önemli ihtilatı iltihaplı tipteki sedef hastalığı romatizmasıdır.

(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; sedef tedavisi, sedef hastalıgı, sedef hastalığı tedavisi, sedef tedavi)

Sinüzit

SİNÜZİT

 

Kafatası sinüslerinin akut ya da kronik iltihabı.
Soğukta kaldıktan sonra ya da sıklıkla solunum yollarındaki bir bakteri enfeksiyonunun sonucunda ortaya çıkabilen akut sinüzit, yüzerken hatalı soluk alınması, uçuş ya da dalma sırasında hava basıncındaki ani değişikliklerden de kaynaklanabilir. Alerji ve vücudun genel direncinin azalması akut sinüzitin gelişmesini kolaylaştıran etkenlerdir. Üst çenedeki azı dişlerinin enfeksiyonları da akut üstçene sinüzitine neden olabilir. Hastalığın başlıca belirtileri sinüsün çevresinde ağrı, baş ağrısı, burun tıkanması, akıntı ve halsizliktir.
Yineleyen ya da gerektiği gibi tedavi edilmeyen akut sinüzit zamanla kronikleşebilir; bu durum özellikle burnun tıkanması nedeniyle burundaki hava hareketinin bozulması ya da akıntının dışarı atılamamasıyla ortaya çıkabilir. Toz ve aşırı kuru hava gibi olumsuz çevre koşulları kronik sinüziti şiddetlendirir. Kronik sinüzitli hastanın soğuk algınlığına eğilimi artar; irinli burun akıntısı, solunum yollarında tıkanma, baş ağrısı görülür, koku duyusu kaybolur. Kötü kokulu akıntı, enfeksiyonun dişlerden kaynaklandığını gösterebilir.
Sinüziti düşündüren belirtiler, özellikle alerji ya da iç salgı bozukluklanndan kaynaklanabileceği gibi beslenme ya da yaşam koşullarının bozukluğu ya da bazı burun spreyi ve damlalarının çok sık kullanılmasıyla ortaya çıkabilir.
Sinüzit tedavisinde öncelikle enfeksiyona neden olan mikroorganizmaları etkileyen antibiyotikler (örn. penisilin, ampisilin) kullanılır; bunun yanı sıra sinüslerde biriken akıntının dışarı atılmasını kolaylaştırmak amacıyla damarlarda büzülmeye yol açarak mukozadaki şişliğin inmesini sağlayan damla ve spreyler önerilir. Enfeksiyon ilerlerse sinüste biriken irin küçük bir cerrahi girişimle dışan akıtılır, sinüsler izotonik tuzlu suyla yıkanır.
Alın, burnun arka kısmı ve burnun her iki tarafında bulunan kemik boşluklara yüz sinüsleri (paranazal sinüsler) adı verilir. Bu boşlukların ve iç yüzlerindeki mukozanın iltihabına da sinüzit denir.
Çok kullanıldığı için sinüslerin isimlerinin de bilinmesinde yarar vardır.
Maksiller sinüsler (üst çenede burnun her iki tarafında)
Frontal sinüs (alında kaşların üstü)
Etmoidal sinüs (burun kökü arka üst kısmında)
Sfenoid sinüs (kafatası tabanında)
Maksiller sinüslerin iltihabına maksiller sinüzit, frontal sinüs iltihabına da frontal sinüzit denir; ancak halk arasında hepsi de sinüzit olarak anılmaktadır. Sinüzitler oldukça sık görülen hastalıklardır. Erişkinlerde enfeksiyon en sık maksiller sinüslerde görülür, Bunu etmoidler, frontal ve sfenoid sinüsler takip eder. Çocuklarda ise en sık etmoid sinüsler etkilenir. Birkaç sinüsün enfeksiyonuna polisinüzit, tüm sinüslerin enfeksiyonuna pansinüzit adı verilir. Sinüzitin en çok karşılaşılan nedeni, enfeksiyonun burun boşluğundan bir ya da birkaç sinüse yayılmasıdır. Basit bir soğuk algınlığı bile sinüslerde, mukozada enfeksiyona neden olur, ancak bu durum sıklıkla belirti vermez. Bilindiği gibi paranasal sinüs enfeksiyonları her ne kadar basit bir rinitin arkasından gelişirse de, temelde burun boşluğunu ilgilendiren
Mekanik tıkanmalar (örn.polip, deviasyon v.s)
Allerjik yapı
Burun iç yüzeyini kaplayan mukozanın tüysü hareket aktivitesindeki bozulmalar
Bağışıklıkla ilgili bozukluklar
Dudak ve damak yarıkları ve
Uzun süreli nazal dekonjestan kullanıma bağlı nedenlerle meydana gelebilmektedir.
Sinüsler, burun boşluğu ile irtibatlı olup bu irtibatı sağlayan ostium adı verilen deliklerdir. Ostiumlar hem ventilasyon (hava akımı), hem de drenaj (boşalma) fonksiyonunu görürler. Bir ostiumun kapanması sonucu hava akımı ve drenaj bozulur böylece boşlukta salgı birikir, bu da bakteriler için uygun bir ortam olup bakterilerin üremesi sonucu iltihap gelişir.

Ostiumların kapanma nedenleri
1- Çevresel faktörler: Burunun relatif kuruluğu, havadaki zararlı gazlar.
2- Lokal faktörler: Doğuştan yada sonradan oluşan yapı bozuklukları. [Örneğin, Septum deviasyonu, Konka (burun içindeki kıvrımlar) değişiklikleri, burun enfeksiyonları, allerjik nedenler, polip, yabancı cisim, uzun süre duran nazogastrik sonda veya nazotrakeal tüpler, iyi ve kötü huylu tümörler. Sinüzit enfeksiyonun seyrini bağışıklık faktörleri (allerji), mikro-organizmalar arasındaki etkileşim ve direnç gibi faktörler etkiler. Maksiller sinüs enfeksiyonlarının % 10'u enfekte(diş absesi, çürükler) diş köklerinden kaynaklanır. Yüzücü ve dalgıçlarda akut sinüzit daha sık görülür. Dalma sırasında mikro-organizmalar burun ve sinüslere itilirler. Yüzme havuzlarında klora bağlı irritasyon nedeni ile sinÜzit gelişebilir . Mikro-organizmanın türü ve vücut bağışıklık sistemine bağlı olarak kataral (akıntılı) veya cerahatli sinüzit gelişir.

 

 

BELİRTİLER

Yüz ve baş ağrıları
Bu ağrılar karakteristik olarak eğilme, ağır bir şey kaldırma, öksürme, başını sallama gibi hareketler sırasında sinüslerdeki basınç artışına bağlı olarak artar. Ağrılar kronik sinüzit te akut sinüzit e oranla daha azdır, hatta hiç olmayabilir. Sinüzit ağrısının özellikleri kafada basınç hissi, özellikle kafatasının ön bölümünde zonklayıcı ağrı karakterindedir. Etkilenen sinüs üzerine basınç uygulanması ya da üzerine vurulması ile sıklıkla hassasiyet görülür. (Örneğin, maksiller sinüzitte yanak üstü, frontal sinüzit te alında ve etmoid sinüzitte burunun göze komşu olan tarafında, sfenoid sinüzitte oksipitalde, temporalde ve kafatası merkezinde tipik ağrılara neden olur.)

Burun akıntısı
Özellikle erişkinlerde tek taraflı burun akıntısı her zaman sinüzit şüphesi uyandırmalıdır. Sekresyon (akıntı) renksiz ve değişen kıvamlarda, ancak sıklıkla sarı-yeşil yada kanla karışık olabilir. Genellikle kokulu, hem burunun ön bölümünden, hem de nazofarenks içerisine doğru drene olur. İltihabi akıntılar sinüs ostiumlarında ve nazofarenks arka duvarında görülebilir. Alt solunum yollarına yayılması öksürme, bronşit yada seste kısılmaya neden olur. Burun tıkanıklığı sürekli yada aralıklarla görülebilir. Koku alma bozukluğu (Hiposmi) yada kaybı (anosmi) sık görülür. Diş absesi ve kronik sinüzit te kötü koku duyma (kakosmi) görülebilir. Burun deliklerinin ekzeması özellikle çocuklarda sık görülür.

Genel Belirtiler
Uyuşukluk, çalışma isteksizliği ve depresyon dahil olmak üzere psişik semptomlar görülebilir. Ateş yükselmesi genel bir enfeksiyon yada erken komplikasyonların belirtisidir. Çocuk sinüzit lerinde, erişkinlerde görülen semptomlar aynı şekilde görülebilir ancak sıklıkla belirtiler azdır. Adenoid hiperplazi sıklıkla nedenlerden biridir. Etmoidit doğumdan kısa bir süre sonra gelişebilir. Maksiller sinüzit süt çocukluğu döneminde çok nadirdir. 4 yaşından sonra sıklığı giderek artar. Frontal sinüzit ve sfenoidal sinüzit kural olarak 5-1 2 yaşından sonra görülür.

Prostat

PROSTAT

Prostat, tabanı idrar torbasına bakan bir kestane biçimindedir; rengi beyazımsı, kıvamı sertçedir. Prostat gelişimini ancak ergenlikte tamamlar. Üretranın başlangıç kısmını idrar torbası boynuna kadar sarar; böylece çatıkemiği birleşeğinin arkasında, gödenbağırsağının önünde ve apışarası tabanının üzerinde bulunur. Görevi erkeklik bezlerinden gelen salgıları sulandırmaktır. İhtitarlarda görülen 'prostat hastalığı' bu bezin bazı sebeplerden dolayı, büyüyüp, sertleşmesinden, neredeyse bir ur halini almasından ileri gelir. Prostat büyüyünce, sidik torbasını, sidik yollarını sıkıştırır. Bundan dolayı, hasta sık sık idrar etmek ihtiyacını duyar. Bu işi tam yapamadığı için sidik tamamen boşalamayıp birikir, bu da torbanın iç zarından iltihaba yol açar. Hasta idrar etmekte büyük bir sıkıntı çeker, oturmak, kalkmak, rahat etmek mümkün değildir. Bezin daha da büyüyüp sidik yolarını bütün bütün bastırması sonunda, idrar tam olarak kesilip hasta çok tehlikeli duruma düşebilir.
Prostat büyümesi çeşitli idrar yolu bozukluklarına yol açarsa da bozukluklar çok defa ameliyatla giderilebilir. Başlangıçta derhal sıkı tedbir almak gerekir. İdrar zorluğu çekenler yorulmaktan, vücutlarını, özellikle ayaklarını üşütmekten kaçınmalı, biberli, baharlı yemekler yememeli, alkollü içkiler içmemelidirler. Bol sebze ve meyve yiyerek bağırsakları yumuşak tutmalıdırlar. Zamanında tedavi görmeyen prostat hastalıkları çok tehlikeli durumlara yol açabileceğinden, ilk belirtiler üzerine derhal doktora baş vurulmalıdır. hastalığın birtakım ilaçlarla, masajlarla, elektrik tedavileriyle iyi edilmesi mümkündür. Bunlardan iyi bir sonuç alınamazsa ameliyat yoluna gidilir, prosat bezi çıkarılır.

(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; prostat tedavisi, prostat için, prostat iltihabı, prostat bitki, prostat kanseri)

Kanser

KANSER

 

Kanser vücutta bazı hücrelerin gereksiz ve düzensiz olarak çoğalmasından ileri gelen hastalıkların genel adı. Çoğalan hücreler sağlam dokulara zarar vererek bütün organizmaya yayılma eğilimi gösterir. Ancak bütün kanser çeşitleri aynı özelliği göstermez. Bazıları lokal lokal kalabildiği gibi bazısıda yalnız bir dokuya zarar verir. En çok görülen kanser çeşidi epitelyum kanserleridir. Karsinom da denilen bu kanserlere ya deri ve mukozada (dudaklar, dölyatağı boynu) ya da özerk dokulu organlarda (memeler, karaciğer) rastlanır. Sarkom denen kanserler bağdokularında görülür. Kan sarkomları dalakta, kemik iliğinde ve lenf bezlerinde lösemi denilen kan kanserlerine yol açabilir. Sinir sistemi kanserleri lokal olduğudan vücuda yayılmaz.
Kanser hastalığının günümüzde yaygın olmasının başlıca nedenleri insan ömrünün uzaması ve tanı konma olanağının artmasıdır. Bununla birlikte gençlerde de en az yaşlılar kadar kanser olayı görülmektedir. Kanserin nedenleri bütün dünyada yılardan beri araştırma konusudur. bazı etmenlerin, örneğin anilin ve ve amyant gibi bazı kimyasal maddelerin, iyonlaştırıcı ışınımların (x ışınları) virüslerin bazılarının kanser yaptığı bilinmektedir. Ancak deney hayvanlarında yapay olarak oluşturulan urların bu etmenler kadar, deney hayvanlarına ve kullanılan yöntemede bağlı olduğunu unutmamak gerekir.
Kanserler için, tanıyı kolaylaştıracak ortak karakterler yoktur. Ancak kansere tutulan organlarda değişik belirtiler söz konusudur. Bunlar bile tek başına kanserin varlığını anlatmaya yeterli değildir. Az da olsa sık sık görülen kanamalar, çabuk kapanmayan deri ve mukoza yaraları, deride memelerde görülen, ele sert gelen açık ya da gizli şişlikler, hızlı zayıflama, nedeni belirsiz iştahsızlık, sürekli boğaz ağrısı, sindirim güçlükleri, dışkıda düzensizlik kanserin belirtileri arasında sayılabilir.
tehlikesiz bir hastalık da olabilecek bu belirtilerden herhangi biri varsa, doktora başvurup inceleme yaptırmak gerekir. Doktor ek incelemelere de başvurarak kesin bir tanı koyabilir. Doktor emin olabilmek için ek incelemeler arasında biyopsiyede başvurabilir. Günümüzde erken anlaşılan kanserlerin pek çoğu iyileştirilebilmektedir. Bunun için cerrahi yönteme başvurulacağı gibi, fizik tedavi, ve antimitotik ( hücre çoğalmasını önleyici) ilaçlarda uygulanabilir. tedavi, hastalığın bulunduğu yere ve çeşidine göre seçilir. Çeşitli yöntemler tek yada birlikte uygulanabilir.

(konuyla ilgili sık aranan kelimeler; kanser tedavisi, akciğer kanseri, bağırsak kanseri, gırtlak kanseri, karaciğer kanseri, mide kanseri, prostat kanseri, rahim kanseri, yumurtalık kanseri)

Basur

BASUR

 

HEMOROİD

 

Kalın bağırsaktaki ve anüsteki toplardamarların genişlemesine 'basur' denir. daha çok, 40 yaşından sonra görülür. Basur anüsün içinde, ya da dışında olabilir. Şişen damarlar, anüsün dışında, memeler halinde sarkar. Bunlara 'basur memesi' adı verilir. Büyüklükleri hastalığın şiddetine göre değişir. Basurda, genişlemiş bulunan toplardamarların duvarı çok incelir. Bu yüzden kanamalar da olabilir. Yalnız, makattan kan gelmesi basurdan olmayabilir. Kırmızı kan geldiği vakit derhal uzman bir hekimin muayenesi şarttır.
Basuru hazırlayan nedenler çeşitlidir. Bunların başında, çok ayakta durmak, çok oturmak, bedeni çalıştırmamak gelir. Karaciğer hastalıkları, sürekli kabızlık da, basura yol açabilir. Basur hastalığı, erkeklerde daha çok görülür. Kadınların çoğu da, gebelik sırasında, geçici olarak, basura uğrarlar. Ayrıca kadınlardaki birtakım cinsel hastalıklar da, basura yol açabilirler.
Basurun ilk belirtisi, anüste bir ağırlık duygusudur. Hasta sık sık, büyük aptese gitme ihtiyacını duyar. Büyük aptes, özellikle kabızlık sırasında, ağrılı olur. İlerlemiş basur, hastaya çok sancı verir.
Basur memeleri, zamanında tedavi edilmezse, büyür, iltihaplanır. Kimi vakit, büyük aptesin dışı, kanlı bir görünüm alır. Genel olarak basur, tehlikesiz bir hastalıktır. Ancak, birtakım önemli hastalıkları saklayabileceği de düşünülmelidir. Gerçek tehlike de, o zaman başlar. Çünkü gödendeki ur, çiban gibi hastalıklar, basurla karıştırılabilir. Bu bakımdan, özellikle hiç basur geçirmemiş kimseler, kırkbeşinden sonra basur belirtileri gösterirlerse, hemen bir hekime başvurmalıdırlar.
Basur şiddetli olursa, sancılar çok artar, kimi vakit dayanılmayacak bir hal alır. Hasta ne oturabilir, ne de yürüyebilir. Böyle durumlarda, çok sıcak, ya da çok soğuk suya oturmak, bir süre için ağrıyı dindirebilir. Ancak kimi vakit, ağrı o denli şiddetli olur ki, hastaya anestezi yapmak bile gerekebilir.
Basurlu hastalar çok sebze yemeli, yemeklerden sonra hafif beden hareketleri yapmalı, özellikle de kabız olmamaya çalışmalıdır.
'Kanlı basur' denilen hastalık ise, kalın bağırsağın iltihabıdır.

(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; basur tedavisi, hemoroid, hemoroid tedavisi, basur bitkisel tedavi, hemoroid bitkisel tedavi)

Şeker Hastalığı

DİYABET

 

ŞEKER HASTALIĞI

 

 

Şeker hastalığı vücuttaki karbonhidrat (şeker) metabolizmasının bozulmasından ileri gelen bir hastalıktır. Kanda normal halde % 70-110 mg olan şeker, şeker hastalığında % 500 mg'a hatta daha yüksek miktarlara çıkabilir. Aynı zamanda, şeker idrara da geçer. İdrarda, hafif vakalarda % 1 gram, ağır vakalarda % 10 gram glikoz bulunur. Şekeri fazla olduğu için koyulaşan idrarı organizma sulandırmaya çalışır, böylece idrarın miktarı çok yükselir.
Şeker hastalığının sebebi pankreas hormonunun eksikliğidir. Pankreasın etkili maddesi kana saldığı 'insülin' dir. Bu hormonun azalması, ya da bütün bütün yok olması kandaki şekerin yükselmesine, şekerin idrara geçmesine yol açar. Şeker hastalığı her yaşta olabilirse de en çok 50-60 yaşları arasında görülür.
Çok su içmek, sık sık küçük aptese çıkmak, çok yemek yemek şeker hastalığının başlıca belirtileridir. Çıkarılan idrar günde 3-4 litreyi geçer. Aşırı susama hastaya ıstırap verecek derecededir. İştahın artmasına, çok yemek yemeye rağmen hastalar kilo kaybettikleri gibi son derece halsiz, dermansızdırlar. Çünkü kanda şeker çoksa da, dokulada yakılamaz, şekerin idrarla çıkması sürekli enerji kaybına yol açar. Hasta yemekten sonra bir uyuşukluk, çoğu zaman bacaklarında ağrı hisseder. Derileri kurudur, saçları çabuk aklaşır.
Böbrek kandaki şekeri süzerken sulandırmak zorunda olduğundan, şeker hastalarında idrar artar. Organizma çıkan suyu karşılamak ihtiyacındadır, böylece hastalar sık sık susayarak su içerler.
Şeker hastalığında, kanda fazla şeker bulunmasına rağmen, dokularda yanma işide bozulduğundan hastalar boyuna acıkırlar. Çok yerler, gene de doymak bilmezler, yemekten sonra da çabuk acıkırlar. Şekerin dokularda yeteri kadar yanmaması hastaları halsiz, dermansız bırakır, hatta zayıflamalarına yol açar.

 

Şeker Hastalığının tehlikeli halleri:

Koma: Kandaki şeker % 300 mg'ın üstüne çıkınca, hastalıktan dolayı meydana gelmiş bir çok zararlı maddelerin de etkisiyle, hasta şuurunu kaybeder, komaya girer. İnsülinin keşfinden önce şeker hastalarının %50'si bundan dolayı ölürdü. Günümüzde iyi tedavi edilen, devamlı kontrol altında bulunan hastaların komaya girmesi enderdir. Komada bulunan hasta insülin şrınga edilerek kurtarılır.
İkinci bir koma şekli de kandaki şekerin çok düşmesiyle olur. Bu hal tedavi sırasında fazla insülin yapılanlarda görülür. Başlangıçta bir huzursuzluk, terleme vardır. Sonra sara gibi kasılmalar olur, en sonunda hasta komaya girer. Tedavi, birinci tipin aksine hastaya glikoz vermekle yapılır.

 

Damar sertliği: Şeker hastalığı olanlarda çoğunlukla damar sertleşmesi olur. Kan basıncı (tansiyon) yükselir. damarların daralmasıyla kalpte anjin ağrıları, enfarktüs olabilir. Bacaklarda dolaşımın azalması ayak tabanında yaraların çıkmasına sebep olur. Bu yaralar gangrene kadar gidebilir. Göz damarlarındaki değişiklikler görme bozukluklarına yol açar.

 

Sinir sistemi bozuklukları: Hareket ve duygu sinirlerinde nevritler görülür. istem dışındaki vejetatif sistemde de çeşitli bozukluklar olur.

 

Deri Bozuklukları: Şeker hastalığı olanlarda sık sık çıbanlar çıkar, kolay kolay geçmez. Deride kaşıntı vardır. özellikle kadınlarda dış üretim organında bu kaşıntı dikkati çeker.

Verem: Şeker hastalığı olan kişiler vereme kolaylıkla yakalanırlar. Her iki hastalığında bir arada başlaması çok sık görülür. Hastaların muayenesi yapılırken göğüs röntgeni incelemesi asla unutulmamalıdır.

Şeker hastalığında tedavinin amacı, hastayı aşağı yukarı şekersiz bulunduran bir besin düzeniyle normal beslemeye yöneltmektir. Önce ya insülinli ya da insülinsiz bir besin düzeni tespit edilir. Yapılacak önemli besin kısılması, şekerin, şekerli, nişastalı maddelerin yiyecekler arasından çıkarılmasıdır. Sonra hastaya, yiyeceklerin düzenlenmesi, idrar muayenesi usulleri, gerekirse kendi kendine insülin yapması, çıkabilecek tehlikeli durumları nasıl karşılayacağı öğretilir.

(Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; diyabet, diabet, şeker için, şeker hastalığı tedavisi)

Şifalı Bitkiler

ŞİFALI BİTKİLER

 

Şifalı bitkiler, yabani olarak yetişen ve bazıları bahçelerde yetiştirilen, bir kısmıda Antikçağ'dan beri tedavi amacıyla kullanılan bitkilerdir.Şifalı bitkilerin tıpta kullanımı insanlık kadar eskidir.Çin'de 5000 sene önce kullanılan denizüzümü, İspanyol istilasından önce İnkalar'ın kullandığı kınakına kabuğu örnek gösterilebilir.İnsanlığın binlerce yıldan beri keşfettiği şifalı bitki sayısı, bilinmeyenlerin yanında oldukça sınırlıdır.Dünya'nın çeşitli yörelerinde yetişen 800 000 - 1 000 000 kadar bitki türünün ancak 500 000 kadarı derlenip sınıflandırılmıştır.Buna her yıl 2000 kadar tohumlu bitki türü tanımlanıp eklenmektedir.Besin elde etmek için yetiştirilen bitki türleri 3000 dolayındadır.Tedavi amacıyla kullanılan bitkilerin miktarı Antikçağ'dan beri devamlı bir artış göstermektedir. Mezopotamya'da bitkisel drog miktarı 250 dolayındaydı.Eski Yunan'da 650 kadar şifalı bitki tanınıyordu.Arap-Fars uygarlıklarında bu sayı 1000'e yükselmiş.XIX.yy'ın başlarında 13 000'e ulaşmıştır.Günümüzde bu miktar 20 000 dolayındadır.Türkiye'de tıbbi amaçla kullanılan şifalı bitki miktarı en az 500 kadardır.

Bitkilerde etkin maddelerin birçoğunun sentez yoluyla elde edilmesi bitkilerin kullanım alanını oldukça daraltmışsa da yeni buluşlar bitkisel eczaların yeniden değer kazanmasına yol açmıştır.Şifalı bitkiler tüm iklim ve bölgelerde, çok çeşitli ortamlarda yetişir.Sıcak ve kurak yerlerde rezene, kekik, biberiye, adaçayı, devedikeni v.b.Dağlık yerlerde boğanotu, öküzgözü, kızılkantaron, güzelavratotu, ayıüzümü v.b. Deniz kıyılarında, tuzlu topraklarda deniz pelini, sukerevizi, adasoğanı, v.b.Dere kenarlarında hatmi, nane, kaşıkotu, sıracaotu, kediotu v.b.Yamaçlarda manisalalesi, yabankekiği v.b.taşlı ve çakallı bölgelerde yüksükotu, kibritotu, katırtırnağı v.b.Çit kenarlarında ve çalılıklarda ebegümeci, yabaneriği, cezayirmenekşesi v.b.Ağaçlık yerlerde, ormanlarda inciçiçeği, çobanpüskülü, ardıç, mührüsüleyman v.b.Kırlarda, otlaklarda çiğdem, kurtpençesi v.b.Sulak yerlerde balıdarn v.b.Suda nilüfer, tere v.b.Şifalı bitkilerden hekimlikte infusyon, dekoksiyon, toz, merhem, tıbbi yağ, kokulu yağ, tentür ve çeşitli özütler halinde yararlanılır.Bir kısmı parfümeride de kullanılan şifalı bitkilerden bazıları Türkiye'nin ihraç ürünlerindendir.